6 Şubat 2013 Çarşamba


Nice takvimin son kullanımı geçti ama….

 

   Yeni yılın yaklaştığını haber veren renkli manzaralı takvimler bakkalların, kitapevlerinin vitrinlerinde, kapı çerçeveleri etrafında çivilere takılarak sıralandıklarında eskiyen yıla inat “Ben geliyorum!” diye bağırıyordu. Herkesin evinde duvarları bir yıl süre ile süsleyecek “Saatli Maarif Takvimi” oluyordu. “Saatli Maarif Takvimi” hemen aklıma gelen oldu. Peki Şehir Kitabevi, Aydın Kitabevi gibi şehrin kırtasiyecilerinin, mahallelerin en ücra sokağına kadar yayılan bakkalların, kapı çerçevelerinde renk renk kuşların, sevimli kedilerin, yaprakları üzerinde birkaç su damlasının yuvarlandığı güller, İstanbul’un güzellikleri, erguvan çiçekleri altında İstanbul Rumeli Hisarı, kış manzaralı, bahar dalları, hat sanatından örneklerin basıldığı takvimler…, çivilere sıra sıra dizilerek asılan takvim kartonları.  Kapı, pencere ve vitrinlerin çerçevelerindeki çivilere sıra sıra dizilerek asılan sadece “Saatli Maarif Takvimi” mi vardı?  Hafızamı zorladığım da her biri duvar ansiklopedisi diye tarif edilenler arasında renkli horoz resmi ile bezenmiş iç sayfaları siyah-beyaz basılı “Güneş Takvimi”, “Sönmez Takvimi” “Ebüzziya Takvimi” her sayfası renkli fotoğraflarla dizayn edilen “Ülkü Takvimi” ve nihayetinde “Hürriyet Takvimi”

Komşumuz Osman Amca'nın takvimi
   Çocukluğumdan hafızama yerleşen bu takvim kartonlarına basılan bir kış manzarası vardı. Komşumuz Osman Amca’nın evine getirdiği takvimin kartonunda görmüştüm.  Aradan yarım asır geçmesine rağmen hâlâ gözlerimin önündedir.… Fotoğraf sanatçısı, makinesinin kadrajına bir kış günü karların kapattığı caddeye kuş bakışı gibi yukardan çekim açısını alarak ağacın dalları arasından siyah paltolu, fört şapkalı bir kişiyi elleri ceplerinde yürüdüğü halde çekmişti. Sadece bir kişi… , geride bıraktığı ayak izleri… Bu fotoğraf karesi hafızama oturmuştu yıllardır. Bir daha da ne o fotoğrafı ve ne de ona benzer bir fotoğrafı göremedim.
 
Babamın "kütüklü takvimi"
   Aralık ayının son haftasında evimize getirilen duvar takvimi her nedense bizi öyle mutlu ederdi ki, daha elimize almamıza müsaade edilmeden duvardaki yerine asılırdı. Birkaç gün içinde kopartarak bitireceğimiz bilmem kaçıncı miladi yılın eskisinin yerine yine bilmem kaçıncı miladi yılın takvimi…
    Babam 365 günlük blok takvime “Kütüklü Takvim” derdi. Demek ki, ortada dolaşan isimlendirme buydu. Yoksa babamın bulduğu bir isimlendirme değildi. “Kütüklü Takvim”in  bloğu onluk çivi ile çakılırdı, takvim kartonuna tam ortasından. Zira o dönemlerde takvim bloğunun arkasına henüz mukavvanın eklenmediği, takvim kartonuna geçirme gibi müthiş bir buluşun yapılmadığı dönemdi.
     Ebeveynlerin çocuklarına takvim yaprağının köşesinde verilen “Çocuklarımıza İsim” den yeni doğanlara isim bulma alışkanlığı, ev hanımlarının günlük yemek pişirme stresine çözüm bulan “Bugün ne pişirelim” yemek tarifiyle pratik bilgiler, “Namaz Vakitleri”, Dini ve Milli günler. “Tarihten Sayfalar”, maniler, fıkralar, şiirler, güzel sözler, “Devamı Yarın” gibi küçük hikâyelerin yar aldığı, karikatürlerle ansiklopedik takvim bilgileri…

    Babamın “Kütüklü Takvim” kartonları yıllar öncesinde çekildi kitabevlerinin ve bakkalların kapı çerçeve, vitrinlerinden. Para ile satılmasının önüne reklamlarını yaptıran iş yerlerine ait özel kütüklü takvimler alınca bakkalların kâr edeceği bir kalem de silindi. Silinen alışkanlığımız sadece takvimi satın almak olmadı. Takvim kartonlarındaki birbirinden albenili manzara kartonlarını seçme kültürü de beraberinde kayboldu. Nice takvimlerin son kullanımı geçtiği gibi, babalarımızın takvim seçme ve satın alma kültürü de sonlandı.
 
Hüseyin Menç